19 Ağustos 2009 Çarşamba

Zirveye Doğru (3) Uzun ince bir yoldayım


Bu maceraya atılmadan önce Ağrı Dağının zirvesine çıkmak yorucu bir dağ yürüyüşü olacak gibi geliyordu. Yani yürüyüş ve ardından, işte zirve diyecektim, ama olmadı, kursağımda kaldı. Çıkışın ilk gününden itibaren bu yüce dağ tüm zorluklarını önüme sermişti.
İlk hedef 3200 metreydi. Kamyonun gidebileceği en son noktaya vardıktan sonra büyük çantaları katırlara verip yanımıza su vs. gibi malzemeleri aldık ve yola koyulduk. Gitmek isteyenlere bir yol önerisi vereyim ( bu yol arkadaşımın zirve notlarındandır): bize dediler ki sizce sadece sırt çantası alın yanınıza zaten suyu biz veriyoruz. Ben de 2 ad. 1,5 lt su ve bir de poşet -emzikle içilen su. Toplamda 4,5-5 kg sadece su. Yanlış yaptık. Yanınıza 1.5 lt su. başka da bir seye gerek yok.

Patikadan ileri doğru yükseldikçe azalan oksijen nedeniyle her adım üç adım atmış kadar yoruyordu. Öte yandan artan irtifaının kimi zaman baş dönmesi, kusma ve baş ağrısı gibi dikkat geri dön sinyalleri kendini göstermeye başlamıştı. Bu nedenler ve fit olan arkadaşların hızı nedeniyle yol boyunca grubumuz bütünlüğünü korumak yerine dağınık bir şekilde ilerledi. Ben de bu durumdan faydalanıp çeşitli gruplarla ilerleme ve bu sayede değişik insanlar tanıma şansım oldu. Aralarında Almanya’dan gelen uzman bir doktordan Ankara’da savunmada çalışan yaşıtlarıma, tam uzmanlık alanını anlamış olmasam da AKP’den tekstile kadar birçok sektörde aktif olan genç bir iş adamı ve oğlundan eğitim uğruna 23 yaşında Türkiye’nin köylerinde zor şartlarda öğretmenlik yapıp 40’lı yaşlarında halen eğitim adına çalışan bir eğitim uzmanına, ayaklı bir kütüphaneyi andıran bir hanımefendiden kişisel gelişim uzmanına kadar değerli birçok kişi vardı.
Bu sohbetlerin yanı sıra yol boyunca yakın köylerden gelip çeşitli el işleri satan çocuklara rastladık. Sattıkları patiklerin yanı sıra ilk kez gördüğüm yünden sapanlar çok dikkat çekiciydi. 5-6 yaşlarında bu kızlarla kuruyemiş ikram ettim. Onların güneşten bronzlaşmış bebek suratlarıyla bana teşekkür eden gülümsemeleri bütün yorgunluğa bedeldi.

Neyse yaklaşık 4 saatlik bir yolculuktan sonra 3200 metre kampına vardık. Ama durmak yok çadırlar ve uyku tulumları dağıtıldı. Herkes kendine bir nokta seçti ve çadırlar kuruldu. Mehmet Usta turun benim için vazgeçilmezi haline gelen ilk çayı Ağrı’nın eriyen karlarından demlendi. Akşam yemeği gün batmadan saat 6’da yendi. Bu kadar erken bir akşam yemeği günün havanın karaması ile saat 9’da sona erdi.
Resim: DP
M.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder